Yazı Detayı
25 Şubat 2021 - Perşembe 10:00 Bu yazı 171 kez okundu
 
Arkası yarın
Nadire TATLI
 
 

 

 1895 yılında İtalyan mucit Marconi radyoyu bulmasaydı, 1897 yılında Hertz manyetik dalgaları keşfetmeseydi ne radyo ne de televizyon hayatımızda olmayacaktı. Ne büyük kabus düşünebiliyor musunuz? Yaşadığımız dönem için televizyon,bundan elli, altmış öncesi için radyonun olmaması hayatın en büyük eksikliklerinden biri olurdu şüphesiz. 

 Televizyon yaygınlaşınca radyo devrinin sona ereceği düşünüldü hep. Hani arda kalanın pabucunun dama atılması misali. Ama geçtiğimiz yıllara bakınca pek de öyle olmadığını görüyoruz. Tabi ki radyo hayatlarımızdaki eski ihtişamını korumuyor ama hayatımızdan tam anlamıyla çıkmış da değil. Üstelik internet çağında olmamıza rağmen. Hala her birimizin günün belirli zaman dilimlerinde radyo dinlediğimizi sanıyorum. Yoksa bunca radyo istasyonu ayakta kalamazdı.

 Çocukluğumuzda radyonun çok özel bir yeri vardı. Televizyon yoktu o zamanlar. Akşamlarımızı şenlikli kılacak tek araç radyoydu. Hatırlarım, dedemin elde taşınabilen, dikdörtgen kahverengi bir radyosu vardı. Hafta sonları dedem ve babaannemin bahçe içerisinde, avlunun yan tarafında çardak olan evlerine gittiğimizde radyo mutlaka açık olurdu. Çardağın üzerini kaplayan asmanın altında minderlere uzanmış bir şekilde radyo dinlerdik o zaman bize çok da sıcak gelmeyen Antalya’nın yaz akşamlarında. Radyo tiyatrosu olurdu. Efekt Korkmaz Çakar, seslendirenler Can Gürzap,Nevra Serezli, Çetin Tekindor’un eşliğinde bir çok hikaye konuk olmuştur bize sıcak yaz gecelerinde. Soluksuz dinlediğimiz hatırlarım. Çay servisleri temsil başlamadan yapılır, bardaktan hüpürdettiğimiz yudumlarla devam ederdi. İkinci bardaklar ancak oyunun bitiminde doldurulurdu. O günlerden aklımda kalan ışıksız bir gökyüzünde alabildiğince parlayan yıldızlar ve yoğun sessizliğin içinde içimize dolan radyonun sesidir.

 Televizyon gelince tahtından olmuş gibi görünen radyo aslında hayatımızdan hiç silinmedi. Şu digital çağda bile hiç radyo dinlemiyorum diyen kaç kişi vardır? İlla ki hepimizin arabalarında bir radyo kanalı vardır, cep telefonlarımızda dinlediğimiz bir radyo frekansı. Televizyonun adının bile geçmediği, sinemanın emekliliği dönemde radyo “sessizlerin sesi” olarak nitelendirilmişti. Hala öyle değil mi? Radyo yayını yapmak televizyon kadar meşakkatlı, sermaye gerektiren bir şey olmadığı için hala pek çok kesimin seslerini duyurabilme mecrası. Örneğin üniversiteler. Çok yararlı ve etkili yayınlar yapan üniversite radyoları, bulunduğu kentin nabzını tutan yerl radyolar, kaliteli müzik yapan, eğitime önem veren, çok yönlü yayın yapan radyo kanalları gibi mesela. 

 Radyonun bunca digital ortamda hala yerini koruyor olmasının en büyük nedenlerinden birisi kanımca her yerde ulaşılabilir olmasından. Televizyon, internet için karşısına geçip oturmanız, konsantre olmanız gerekir. Oysa radyoyu her yerde dinleyebilirsiniz. Yemek yaparken, kitap okurken, araba kullanırken, yürüyüş yaparken, deniz kenarında güneşlenirken, şarap içerken, yağmur yağarken, sevgilinizin omzuna başınızı koyarken. Çok alet edevat gerektirmez. Minicik bir kutu hatta cep telefonunuz yeter içinizi ısıtan o seslere ulaşabilmeniz, birlikte başka alemlere dalabilmeniz, işittiğiniz seslerle zengin bir hayal dünyasına düşebilmeniz için...

 13 Şubat Dünya Radyo Günüymüş. Biraz geç kaldım biliyorum ama olsun, radyonuzun sesi hep açık olsun...

 
Etiketler: Arkası, yarın,
Yorumlar
Haber Yazılımı