Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Gündem Haber Girişi: 06.08.2022 - 16:55, Güncelleme: 06.08.2022 - 16:55

Çobanlıktan sanatkârlığa

 

Çobanlıktan sanatkârlığa

Antalya'nın Beydağlar’ında doğup yetişmiş birçok yörüğün kaderi olan çobanlık mesleğini reddedip kaderini istediği gibi çizen “Çoban Ressam” mahlaslı Sinan Demir, ard arda açtığı sergilerle hayallerini gerçekleştiriyor.
Birçok sanatçıyla işbirliği yapmış olan Sinan Demir, Mabel Matiz ve Fazıl Say gibi halka mâl olmuş sanatçıların duvarlarını da süsledi. Kendini doğa aşığı olarak betimleyen Sinan Demir, kaya ve taşları boyayarak resim çizmeye başladı. Yörük bir ailenin ferdi olan Çoban Ressam, doğayla iç içe büyümesini içselleştirerek tuvallerine de yansıtıyor. Sergilerine hız kesmeden devam eden Demir, Konargöçerlik konulu bir sergiyle tekrardan sanatseverlerle olacağını duyurdu.   Sinan Demir, Antalya’nın Beydağları eteklerinde, Korkuteli ilçesinin Ulucak Mahallesi’nde dünyaya geldi. Yörük bir ailenin 4 çocuğundan biri olan Çoban Ressam’ın kaderi, hayvancılıkla uğraşan ailenin istediği gibi çobanlıkla başladı. Çocukluğu dağlarda, ovalarda ve yaylalarda geçen Çoban Ressam, 23 yaşına kadar Alacık çadırında yaşadı. Sinan Demir, dağlarda çobanlık yaparken kaya parçalarına şekiller çizerek resme başladı. Demir, ortaokul yıllarında resim öğretmenin yönlendirmesiyle eline aldığı resim fırçasını bir daha hiç bırakmadı. Şu an hem yurt içinde hem de yurt dışında sergilerde adını duyuran Sinan Demir’in bir sonraki sergisi 29 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleşecek. Konargöçer’lik üzerine açılacak olan sergi Fethiye’de gerçekleşecek. “Kalıpların dışında renkli bir hayat seçtim” Birçok sanatçıyla işbirliği yapmış olan Sinan Demir, Mabel Matiz ve Fazıl Say gibi halka mâl olmuş sanatçıların duvarlarını da süsledi. Kendini doğa aşığı olarak betimleyen Sinan Demir, kaya ve taşları boyayarak resim çizmeye başladı. Resme olan merakı ortaokul öğretmeni Mehmet Emin Erşan’ın desteği ile başlayan ve kendini geliştirmeye adayan Sinan Demir, içinde bulunduğu maddi zorluklara rağmen ressam olmanın hayalini kurdu. Ailesi için tek geçim kaynağı hayvancılık, en iyi geçim kaynağı ise memur olmak olduğunu söyleyen Sinan Demir, kendisine biçilen her iki kalıbı da reddederek daha renkli bir hayatı tercih ettiğini dile getirdi. Çoban Ressam, “Benim de bir zamanlar yaptığım gibi ailem de Antalya dağlarında hayvancılıkla geçimlerini sağlarlardı. Onlar gibi dağlarda çobanlık yapmamı istiyorlardı. Bu yüzden ressam olma arzuma karşı empati kurma noksanlığı yaşadılar. Ailemin ‘Oğlum ya çoban ol ya sigortalı bir işte çalış’ söylemlerine aldırış etmedim ve resim çizmeye devam ettim.” diyerek ressam olma hayaline manevi destek bulamadığı zamanlardan söz etti. Evin kapılarına ve duvarlarına resimler çizdiği için ailesi tarafından sert şekilde uyarıldığını dile getiren Sinan Demir, resim yapmak için ablasının defter ve kitaplarını kullanmaya başladığını söyledi. Kendisinin daha okula gitmediği zamanlar olduğu için ablasının okul malzemelerini kullanmak zorunda oluğundan söz eden Demir, resim çizdiği için ailesi tarafında tekrardan aldığı uyarıdan dolayı kayalara ve taşlara çizim yaparak kendini geliştirmeye çalıştığını ifade etti. “Kendimi anlatabilmemin yolu resim çizmekten geçiyordu” Sinan Demir, duygu ve düşüncelerini, okuduklarını, dinlediklerini sazı ile çalıp söylediklerini, gördüklerini, isyanını renklerle anlattığını aktardı. Yöreselden ulusala; ulusaldan evrensele bir harmanlamayla resim yapmanın kendisini mutlu ettiğini belirten Demir, bu hissiyatın kendisini insan gibi hissettirdiğini ve kozmostan bir parça olduğunu hatırlattığını söyleyerek düşüncelerini dile getirdi. Çobanlık yaparken ekmek torbasında her zaman birkaç kitap olduğunu ekleyen Demir, düşüncelerinin daha çok felsefe ve şiir üzerine olduğunu altını çizdi. Her hafta en az 3 kıta olmak şartıyla bir şiir ezberlediğini söyleyen ressam, “Beni mest eden muhteşem ihtişamı ile doğaya vadilere, ardıç ağaçlarına, göllere, ırmaklara okurdum. Düşlerimde resmettiğim aşklarıma… Sanat camiasının uzun soluklu geçmişinden günümüze kadar çokça kişinin ruhuna dokunmuş sanatçılarımız var. Kendimi anlatabilmenin yolu resim yapmaktan geçiyor. Yörük konargöçer, kendi kültürleriyle yaşayan bir aileyiz. Evrensel bir iş, kendimce sanat yapmaya çalışıyorum. Ressam olmamı tuhaf karşıladılar. 16 yaşında ilk sergimi öğretmenim Mehmet Emin Erşan'ın desteğiyle açtım, herkes gelince de ailem gururlandı. Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği'nin 2004'te düzenlediği (IWSA AWARDS) resim yarışmasında dünya üçüncüsü oldum. 23 yaşına kadar çadırda, sürünün peşinde yaşadım. Hala kendimi doğadan koparmıyorum.” Kısa sürede elde ettiği başarıyı paylaştı. Resimlerinde hayat var Resimlerinde de küresel ısınmaya karşı farkındalık yaratmaya çalıştığını belirten Çoban ressam, milyarları etkileyen küresel çapta soruna kayıtsız kalamayarak Çoban birçok sanatçı gibi boyasıyla, fırçasıyla tepki gösterdi. Gelecek nesiller için duyduğu kaygıyı ve bastıramadığı isyanını eylemin en estetik haliyle sergileyen Demir, yaptığı çalışmaların kalplere dokunmasını umdu. Demir, sürrealist olarak çalıştığı eserlerinde doğanın izlerini değil bizzat kendisini taşıyarak aynı zamanda doğa aşığı olduğunu vurguladı. Eğitim hayatını hayallerine göre yönlendirmeye çalıştığını aktaran Demir, “Ortaokulu bitirdikten sonra sürünün peşinde resim yapmaya devam ettim. Yurt dışında sanat eğitimi almak gibi idealarım vardı. Özel İngilizce dersleri aldım ve Rusça, Fransızca eğitimiyle de devam ettim. Londra’da bir okul için İstanbul’da sınavlara girdim ve kazandım. Ama gitmekten vazgeçtim. Beydağlar’ına, çobanlığa, çiftçiliğe geri döndüm. Korkuteli’nde sanat merkezi atölye kurdum. Çiftlik işleri iyi gitmeyince Antalya’ya yerleştim. Burada resim yapmaya devam ettim.” sanat için akademik kariyer yaptığını da belirtti. Sinan Demir, “Annem hayalimden vazgeçmediğimi görünce destek olmaya karar verdi. Resim için boyaya, tuvale ve şövaleye ihtiyacım olurdu ama maddi zorluklarımız bizi yakınlardan borç almaya yönlendirirdi. Bugün var olan Çoban Ressam portreme zemin oluşturan resim malzemelerini almıştım. Maddi zorluklar artık kaderin cilvesi değil de oyunu gibiydi. Ressam olma sergüzeştimin sancılı zamanlarını da yaşadım ama pes etmedim. İlk sergimin ilgi görmesi gözlerimdeki ateşi harlayan kıvılcım oldu. Pes etmedim ve her zaman ileriye dönük attığım adım bana yeni başarıların yolunu açtığı kadar yeni insanları da tanıma fırsatı verdi. 2001’den beri basında Çoban Ressam olarak lanse edildim. Hakkımda birçok haber ve belgesel film yapıldı. Birçok televizyon programına katıldım. İlk kişisel resim sergimi 2004 yılında Antalya’da açtım. 6 kişisel resim sergisi yaptım, onlarca karma sergiye katıldım. Bu sergide Coşkun Aral ve rahmetli Tayfun Talipoğlu ile tanıştım ve çok mutlu olmuştum. Ve daha sonra bu iki güzel insan ile dost oldum.” diyerek sancılı bir başarıyla geçen ressamlık sürecinden söz etti. "Hayal gerçeğin bir parçası” Kurduğu hayallerini gerçekleştirmek için sadece resim çizmenin yetemeyeceğini ifade eden Demir, romanları ve düşünürleri de takip ederek özgün bir zihin yakalamak için emek sarf ettiğini sözlerine ekledi. Demir, “Paulo Coelho’nun Simyacı romanı beni etkilemişti. Nietzsche'nin kitapları Freud, Fakir Baykurt, Yaşar kemal, Kemal Tahir ve nice benzer tarzda yapıtlar ortaya koyan yazarların eserlerine ve kendilerine hayranlığım var. Müziği de çok severim hem dünya hem yöresel müziğimiz olsun her biri ayrı renktirler ayrı tınıdırlar; içinde kaybolup giderim. Bu saydıklarım bana feyz oldu. Bunlar dışında elimden geldiğince çok yer gezip, çok kişiyle diyalog kurdum. Coşkun Aral ile birlikte Malezya’ya gittim. Yağmur ormanlarında kabilelerle zaman geçirip onlarla aynı çatı altında kaldık. Ortak sergilere katıldık seminerlere gittik. Hayaller gerçeğin bir parçası ve ona ulaşmak yine hayali kuranın elinde.” dedi   “Sürrealist eserler ortaya koymak daha zor” Maddi açıdan zorluk yaşamadığını belirten Demir, manevi olarak yaşadığı ilham zorluğundan söz etti. Eserlerinde sürrealizmin akımı görülen Demir, “Eserlerim kopyalama usulüyle ortaya çıkmıyor. Karşıma bir nesneyi ya da manzarayı alıp çizmiyorum. Bunlar basit şeyler herkes yapabilir. Kafamın içindeki ideaları yakalamak, onlara renk verip süzgeçten geçirmek ve tuvale aktarmak zor olabiliyor. Bazen resimdeki bir figürü nereye resmedeceğimi karar veremiyorum. Bu durum için haftalarımı harcadığım zamanlar da oluyor. Ama işin sonunda soyut olanı somuta döküyorum.” diyerek bu zorluğun onu zorladığını ama sonucunu aldığını aktardı. “Köyde büyüyen birinin sanatla ilgilenmesi ilgi çekiyor” Medyada da oldukça ilgi gören ve hayatı belgesele alınan Demir, bu kadar medyatik olmasının altında hem başarısının hem de köyde büyümesinin yattığını ve ilgi uyandırdığını söyledi. Köyde yetişen birinin sanat alanında bir yerlere gelebilmesi pek de inandırıcı gelmiyor. Halkımız genelde rahat bir yaşam sürüp o şekilde başarıyı yakalayabilmiş kişilerden ziyade hayatın çemberinden geçmiş kişilerin başarı öyküsünü duymaktan daha çok haz duymakta. Yaşadığım hayat, geçtiğim yollar kulağa fantastik geliyor. İnsanlara hikâyemi duyurmaktan memnun kaldım. Benim gibi zorluklar altında yeteneklerini geliştirip terbiye etmeye çalışan kişiler var. Umarım onlara ilham olurum.” Sözleriyle öyküsünden söz eden Demir, Anadolu’da yetişen genç yeteneklerin kendilerinin farkına varmasını öğütlüyor. Dilan Andıç – Ergün DEMİR  
Antalya'nın Beydağlar’ında doğup yetişmiş birçok yörüğün kaderi olan çobanlık mesleğini reddedip kaderini istediği gibi çizen “Çoban Ressam” mahlaslı Sinan Demir, ard arda açtığı sergilerle hayallerini gerçekleştiriyor.

Birçok sanatçıyla işbirliği yapmış olan Sinan Demir, Mabel Matiz ve Fazıl Say gibi halka mâl olmuş sanatçıların duvarlarını da süsledi. Kendini doğa aşığı olarak betimleyen Sinan Demir, kaya ve taşları boyayarak resim çizmeye başladı. Yörük bir ailenin ferdi olan Çoban Ressam, doğayla iç içe büyümesini içselleştirerek tuvallerine de yansıtıyor. Sergilerine hız kesmeden devam eden Demir, Konargöçerlik konulu bir sergiyle tekrardan sanatseverlerle olacağını duyurdu.

 

Sinan Demir, Antalya’nın Beydağları eteklerinde, Korkuteli ilçesinin Ulucak Mahallesi’nde dünyaya geldi. Yörük bir ailenin 4 çocuğundan biri olan Çoban Ressam’ın kaderi, hayvancılıkla uğraşan ailenin istediği gibi çobanlıkla başladı. Çocukluğu dağlarda, ovalarda ve yaylalarda geçen Çoban Ressam, 23 yaşına kadar Alacık çadırında yaşadı. Sinan Demir, dağlarda çobanlık yaparken kaya parçalarına şekiller çizerek resme başladı. Demir, ortaokul yıllarında resim öğretmenin yönlendirmesiyle eline aldığı resim fırçasını bir daha hiç bırakmadı. Şu an hem yurt içinde hem de yurt dışında sergilerde adını duyuran Sinan Demir’in bir sonraki sergisi 29 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleşecek. Konargöçer’lik üzerine açılacak olan sergi Fethiye’de gerçekleşecek.

“Kalıpların dışında renkli bir hayat seçtim”

Birçok sanatçıyla işbirliği yapmış olan Sinan Demir, Mabel Matiz ve Fazıl Say gibi halka mâl olmuş sanatçıların duvarlarını da süsledi. Kendini doğa aşığı olarak betimleyen Sinan Demir, kaya ve taşları boyayarak resim çizmeye başladı. Resme olan merakı ortaokul öğretmeni Mehmet Emin Erşan’ın desteği ile başlayan ve kendini geliştirmeye adayan Sinan Demir, içinde bulunduğu maddi zorluklara rağmen ressam olmanın hayalini kurdu. Ailesi için tek geçim kaynağı hayvancılık, en iyi geçim kaynağı ise memur olmak olduğunu söyleyen Sinan Demir, kendisine biçilen her iki kalıbı da reddederek daha renkli bir hayatı tercih ettiğini dile getirdi. Çoban Ressam, “Benim de bir zamanlar yaptığım gibi ailem de Antalya dağlarında hayvancılıkla geçimlerini sağlarlardı. Onlar gibi dağlarda çobanlık yapmamı istiyorlardı. Bu yüzden ressam olma arzuma karşı empati kurma noksanlığı yaşadılar. Ailemin ‘Oğlum ya çoban ol ya sigortalı bir işte çalış’ söylemlerine aldırış etmedim ve resim çizmeye devam ettim.” diyerek ressam olma hayaline manevi destek bulamadığı zamanlardan söz etti. Evin kapılarına ve duvarlarına resimler çizdiği için ailesi tarafından sert şekilde uyarıldığını dile getiren Sinan Demir, resim yapmak için ablasının defter ve kitaplarını kullanmaya başladığını söyledi. Kendisinin daha okula gitmediği zamanlar olduğu için ablasının okul malzemelerini kullanmak zorunda oluğundan söz eden Demir, resim çizdiği için ailesi tarafında tekrardan aldığı uyarıdan dolayı kayalara ve taşlara çizim yaparak kendini geliştirmeye çalıştığını ifade etti.

“Kendimi anlatabilmemin yolu resim çizmekten geçiyordu”

Sinan Demir, duygu ve düşüncelerini, okuduklarını, dinlediklerini sazı ile çalıp söylediklerini, gördüklerini, isyanını renklerle anlattığını aktardı. Yöreselden ulusala; ulusaldan evrensele bir harmanlamayla resim yapmanın kendisini mutlu ettiğini belirten Demir, bu hissiyatın kendisini insan gibi hissettirdiğini ve kozmostan bir parça olduğunu hatırlattığını söyleyerek düşüncelerini dile getirdi. Çobanlık yaparken ekmek torbasında her zaman birkaç kitap olduğunu ekleyen Demir, düşüncelerinin daha çok felsefe ve şiir üzerine olduğunu altını çizdi. Her hafta en az 3 kıta olmak şartıyla bir şiir ezberlediğini söyleyen ressam, “Beni mest eden muhteşem ihtişamı ile doğaya vadilere, ardıç ağaçlarına, göllere, ırmaklara okurdum. Düşlerimde resmettiğim aşklarıma… Sanat camiasının uzun soluklu geçmişinden günümüze kadar çokça kişinin ruhuna dokunmuş sanatçılarımız var. Kendimi anlatabilmenin yolu resim yapmaktan geçiyor. Yörük konargöçer, kendi kültürleriyle yaşayan bir aileyiz. Evrensel bir iş, kendimce sanat yapmaya çalışıyorum. Ressam olmamı tuhaf karşıladılar. 16 yaşında ilk sergimi öğretmenim Mehmet Emin Erşan'ın desteğiyle açtım, herkes gelince de ailem gururlandı. Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği'nin 2004'te düzenlediği (IWSA AWARDS) resim yarışmasında dünya üçüncüsü oldum. 23 yaşına kadar çadırda, sürünün peşinde yaşadım. Hala kendimi doğadan koparmıyorum.” Kısa sürede elde ettiği başarıyı paylaştı.

Resimlerinde hayat var

Resimlerinde de küresel ısınmaya karşı farkındalık yaratmaya çalıştığını belirten Çoban ressam, milyarları etkileyen küresel çapta soruna kayıtsız kalamayarak Çoban birçok sanatçı gibi boyasıyla, fırçasıyla tepki gösterdi. Gelecek nesiller için duyduğu kaygıyı ve bastıramadığı isyanını eylemin en estetik haliyle sergileyen Demir, yaptığı çalışmaların kalplere dokunmasını umdu. Demir, sürrealist olarak çalıştığı eserlerinde doğanın izlerini değil bizzat kendisini taşıyarak aynı zamanda doğa aşığı olduğunu vurguladı. Eğitim hayatını hayallerine göre yönlendirmeye çalıştığını aktaran Demir, “Ortaokulu bitirdikten sonra sürünün peşinde resim yapmaya devam ettim. Yurt dışında sanat eğitimi almak gibi idealarım vardı. Özel İngilizce dersleri aldım ve Rusça, Fransızca eğitimiyle de devam ettim. Londra’da bir okul için İstanbul’da sınavlara girdim ve kazandım. Ama gitmekten vazgeçtim. Beydağlar’ına, çobanlığa, çiftçiliğe geri döndüm. Korkuteli’nde sanat merkezi atölye kurdum. Çiftlik işleri iyi gitmeyince Antalya’ya yerleştim. Burada resim yapmaya devam ettim.” sanat için akademik kariyer yaptığını da belirtti. Sinan Demir, “Annem hayalimden vazgeçmediğimi görünce destek olmaya karar verdi. Resim için boyaya, tuvale ve şövaleye ihtiyacım olurdu ama maddi zorluklarımız bizi yakınlardan borç almaya yönlendirirdi. Bugün var olan Çoban Ressam portreme zemin oluşturan resim malzemelerini almıştım. Maddi zorluklar artık kaderin cilvesi değil de oyunu gibiydi. Ressam olma sergüzeştimin sancılı zamanlarını da yaşadım ama pes etmedim. İlk sergimin ilgi görmesi gözlerimdeki ateşi harlayan kıvılcım oldu. Pes etmedim ve her zaman ileriye dönük attığım adım bana yeni başarıların yolunu açtığı kadar yeni insanları da tanıma fırsatı verdi. 2001’den beri basında Çoban Ressam olarak lanse edildim. Hakkımda birçok haber ve belgesel film yapıldı. Birçok televizyon programına katıldım. İlk kişisel resim sergimi 2004 yılında Antalya’da açtım. 6 kişisel resim sergisi yaptım, onlarca karma sergiye katıldım. Bu sergide Coşkun Aral ve rahmetli Tayfun Talipoğlu ile tanıştım ve çok mutlu olmuştum. Ve daha sonra bu iki güzel insan ile dost oldum.” diyerek sancılı bir başarıyla geçen ressamlık sürecinden söz etti.

"Hayal gerçeğin bir parçası”

Kurduğu hayallerini gerçekleştirmek için sadece resim çizmenin yetemeyeceğini ifade eden Demir, romanları ve düşünürleri de takip ederek özgün bir zihin yakalamak için emek sarf ettiğini sözlerine ekledi. Demir, “Paulo Coelho’nun Simyacı romanı beni etkilemişti. Nietzsche'nin kitapları Freud, Fakir Baykurt, Yaşar kemal, Kemal Tahir ve nice benzer tarzda yapıtlar ortaya koyan yazarların eserlerine ve kendilerine hayranlığım var. Müziği de çok severim hem dünya hem yöresel müziğimiz olsun her biri ayrı renktirler ayrı tınıdırlar; içinde kaybolup giderim. Bu saydıklarım bana feyz oldu. Bunlar dışında elimden geldiğince çok yer gezip, çok kişiyle diyalog kurdum. Coşkun Aral ile birlikte Malezya’ya gittim. Yağmur ormanlarında kabilelerle zaman geçirip onlarla aynı çatı altında kaldık. Ortak sergilere katıldık seminerlere gittik. Hayaller gerçeğin bir parçası ve ona ulaşmak yine hayali kuranın elinde.” dedi

 

Sürrealist eserler ortaya koymak daha zor”

Maddi açıdan zorluk yaşamadığını belirten Demir, manevi olarak yaşadığı ilham zorluğundan söz etti. Eserlerinde sürrealizmin akımı görülen Demir, “Eserlerim kopyalama usulüyle ortaya çıkmıyor. Karşıma bir nesneyi ya da manzarayı alıp çizmiyorum. Bunlar basit şeyler herkes yapabilir. Kafamın içindeki ideaları yakalamak, onlara renk verip süzgeçten geçirmek ve tuvale aktarmak zor olabiliyor. Bazen resimdeki bir figürü nereye resmedeceğimi karar veremiyorum. Bu durum için haftalarımı harcadığım zamanlar da oluyor. Ama işin sonunda soyut olanı somuta döküyorum.” diyerek bu zorluğun onu zorladığını ama sonucunu aldığını aktardı.

“Köyde büyüyen birinin sanatla ilgilenmesi ilgi çekiyor”

Medyada da oldukça ilgi gören ve hayatı belgesele alınan Demir, bu kadar medyatik olmasının altında hem başarısının hem de köyde büyümesinin yattığını ve ilgi uyandırdığını söyledi. Köyde yetişen birinin sanat alanında bir yerlere gelebilmesi pek de inandırıcı gelmiyor. Halkımız genelde rahat bir yaşam sürüp o şekilde başarıyı yakalayabilmiş kişilerden ziyade hayatın çemberinden geçmiş kişilerin başarı öyküsünü duymaktan daha çok haz duymakta. Yaşadığım hayat, geçtiğim yollar kulağa fantastik geliyor. İnsanlara hikâyemi duyurmaktan memnun kaldım. Benim gibi zorluklar altında yeteneklerini geliştirip terbiye etmeye çalışan kişiler var. Umarım onlara ilham olurum.” Sözleriyle öyküsünden söz eden Demir, Anadolu’da yetişen genç yeteneklerin kendilerinin farkına varmasını öğütlüyor.

Dilan Andıç – Ergün DEMİR

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akdenizdeyeniyuzyil.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.